“Adaylık teklif ettiler ama düşünmedim”
Adaylık teklifleri karşısında kararını hızlı veren; düşünmeden hareket edenlerin deneyimini ve sonuçlarını konuşuyoruz.

Giriş niteliğinde söyleşinin devamında Bahar SANCAR ile iş insanı Günay Çerkez, siyasete dair eleştirilerini açıkça dile getiriyor. Çerkez, herhangi bir konuyu icraat aşamasına taşımadan önce dikkatle incelenmesi gerektiğini vurguluyor ve ülkeye hizmet edecek önerilerin üzerinde durulması gerektiğini ifade ediyor. Bakanlıkların kendi alanlarına uygun 5-6 kişiden oluşan bilirkişilerle bir komite kurması ve aylık toplantılar yapmasının faydalı olacağını belirtiyor; böylece kapsamlı ve uygulanabilir çözümler üretilmesi hedefleniyor.
Çerkez, ülkedeki siyasi parti yapısını “iki tür parti vardır” sözleriyle özetliyor: iktidar ve muhalefet. Muhalefetin çoğunlukla eleştiri yönünde kaldığını, eleştirilerin de yöntemle yapılması gerektiğini vurguluyor. Ülkenin çok sayıda siyasi görüş ve partiye sahip olduğunu belirten Çerkez, mecliste çoğunluğun iki partiyle oluştuğunu; fakat sağ ve sol kavramlarının dışında da çekişmelerin yaşandığını dile getiriyor. Sağcılar ve solcular arasında görüş farklarının bulunduğunu fakat çoğu zaman ortak vizyonun yüzde 80 civarında benzerlik gösterdiğini ifade ediyor.
Bir koalisyon durumunda üç parti olmasının vatandaşlara zarar verebileceğini söyleyen Çerkez, meclisin haftada iki gün toplanmasının halka karşı bir tavır olduğunu savunuyor. Vatandaşın yıllık tatil günleriyle parlamentonun çalışma günleri arasındaki dengesizlik nedeniyle adaletin sağlanmadığını, yasalarda da güncellemelerin hızla gerektiğini belirtiyor. Meclisin iki gün süren toplantılarında nisap sağlanana kadar çalışmaların uzadığını ve yüzlerce yasanın kadük kaldığını eleştiriyor; güncel bir yargı sistemi için adaletin hızla işlemesini istiyor.
Çerkez, ülkenin tanınmışlık sorunu üzerinde duruyor ve dış baskılar altında yönetimin güvenilirliğini sorguluyor. Kendilerini “tanınmamış bir ülke” olarak gördüklerini söyleyen Çerkez, Avrupa Birliği müktesebatında yaşanan dengesizlikler ve国外 etkiler karşısında halkın mevcut duruma alışmasıyla ilgili eleştirilerini dile getiriyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurulmaması durumunun sonuçlarına değiniyor ve mevcut sistemi değiştirme konusunda kararlı olduklarını ifade ediyor.
Deniz ve hava limanlarına dair geçmişten gelen kısıtlamaların şu anda farklı bir çerçevede değerlendirilebileceğini belirten Çerkez, Mağusa’dan Suriye Lazikiye’ye kadar uzanan deniz seferlerinin engellenmesi konusunu hatırlatıyor. 1974 sonrası Kuzey Kıbrıs’ın kontrolünün etkili olarak sürdürülebilir kısıtlamalarla karşı karşıya kaldığını ve bu kararlardan dolayı getirilen sonuçların özellikle Kıbrıs Türk toplumu üzerinde yarattığı etkiye değiniyor. Hükümetlerin bu konudaki tutumunu eleştiren Çerkez, çoğunluğun mevcut sistemden memnun olduğunun farkında olduklarını ve bu nedenle değişimin istenmediğini savunuyor.
Son olarak, Cumhurbaşkanı adaylığına ilişkin gelen tekliflere karşı tutumunu paylaşan Çerkez, görevin getirileri veya hakların keyfi bir güç olarak görülmesinin doğru olmayacağını ifade ediyor. Seçimler ve yönetişim konularında, halkın ciddi sıkıntılarla karşı karşıya olduğuna işaret eden Çerkez, bunun farkındalığı artıracağını ve bu nedenle hızlı iyileşme için gerekli adımların atılması gerektiğini belirtiyor.





