İsrailli yazar: Türkler Kuzey Kıbrıs’tan çıkarılmalı
İsrailli yazar, Türklerin Kuzey Kıbrıs’tan çıkarılması gerektiğini savunuyor. Konuyla ilgili detaylar ve tartışmalar için okumaya devam edin.

İsrail’in saygın gazetelerinden Israel Hayom’da yayımlanan ve uluslararası ilişkiler uzmanı Shay Gal tarafından kaleme alınan önemli bir makale, Kuzey Kıbrıs’ın güvenlik açısından İsrail için ciddi bir tehdit haline gelebileceğine dikkat çekiyor. Makalede, Türkiye’nin adadaki varlığının ve askeri altyapısının, bölgesel güvenliği nasıl etkileyeceği ve olası bir kriz durumunda alınabilecek önlemler detaylı biçimde ele alınıyor. Yazı, Kuzey Kıbrıs’ın sadece Yunan ve Türk arasındaki bir sorun olmaktan çıkıp, İsrail için de stratejik bir risk oluşturduğunu vurguluyor.
Gal, Kuzey Kıbrıs’ın uluslararası arenada “bir güvenlik karışıklığı ve terör operasyonlarının merkez üssü” haline geldiğini belirtiyor. Bölgedeki Türk askeri varlığının, gelişmiş silah sistemleri, siber gözetleme altyapısı ve iletişim dinleme imkanlarıyla, İsrail’in askeri ve sivil iletişimini risk altına aldığına işaret ediyor. Ayrıca, bölgede faaliyet gösteren gizli terör hücreleri ve destekleyici kuruluşların, bölgesel ve uluslararası güvenliği tehdit eden unsurlar olduğunu vurguluyor.
Makalenin önemli bölümlerinden biri, Kuzey Kıbrıs’tan gerçekleştirilebilecek olası askeri harekat planlarına dair öngörüler. Gal, İsrail’in şu anda böyle bir operasyonu planlamadığını, ancak şartların değişmesi halinde Yunanistan ve Güney Kıbrıs’la koordineli olarak “Poseidon’un Gazabı” isimli kapsamlı bir stratejik müdahale olasılığını gündeme getirebileceğini söylüyor. Bu müdahale, adadaki Türk askeri ve altyapısını hedef alarak, bölgenin yeniden uluslararası hukuka uygun bir şekilde statüsüne kavuşmasını amaçlayacak.
İsrailli uzman, böyle bir operasyonun, gelişmiş hava savunma sistemleri ve stratejik operasyon kabiliyetleriyle, Türk ordusunu adadan uzaklaştırabileceğine inanıyor. Ayrıca, Kuzey Kıbrıs’ın Türkiye’nin kontrolünde kalmasının, İsrail’in güvenlik çıkarlarını doğrudan tehdit edebileceğini ve bu nedenle, gerekirse bölgeden Türk güçlerinin çıkarılması gerektiğini savunuyor.
Makalenin Tam Metni ve Detaylar
“Kıbrıs son olarak, 1974’teki Türk askeri harekatının 51. yıl dönümünü kutladı — bu, Rumlar için kalıcı bir travma. On yıllardır, İsrail bu çatışmayı uzak bir Yunan-Türk meselesi olarak değerlendirdi, fakat artık net bir şekilde kabul edilmelidir: Kuzey Kıbrıs sadece Rumların sorunu değil, aynı zamanda İsrail’in de güvenlik meselesidir. Pratikte, Kuzey Kıbrıs uluslararası bir “hiçbir ülke toprağı” konumunda olup, Türkiye ve Hamas gibi terör örgütleri ile İran’ın Kudüs Gücü gibi unsurların sınırsız operasyonel hareket alanı sağlıyor.
İşgal sonrası, binlerce kişinin hayatını kaybettiği ve yüzbinlerce kişinin yerinden edildiği çatışmanın ardından, Türkiye’nin bölgedeki varlığı sessiz sedasız biçimde güçlenmiştir. Bölge, artık Türkiye’nin askeri üsleri, gelişmiş silah sistemleri, siber gözetleme altyapısı ve iletişim kesintisi sağlayan sinyal istihbaratı (SIGINT) tesisleriyle donatılmıştır. Ayrıca, bölgede faaliyet gösteren gizli terör hücreleri ve destekleyici kurumlar, bölgesel ve uluslararası güvenliği tehdit eden unsurlar olarak öne çıkıyor. Leaked istihbarat belgelerine göre, Türk yetkilileri Kuzey Kıbrıs’ı “polise veya yargıya müdahale edilmeden her şeyin yapılabildiği mükemmel bir nokta” olarak tanımlıyorlar.
Türkler, Lefkoniko havaalanını, bölgedeki gaz rezervleriyle ilgili ihtilaflar sırasında, insansız hava araçları için hızla kullanıma açtı. Mayıs 2021’den beri, Türkiye bölgede Bayraktar TB2 ve Akinci insansız hava araçlarını aktif olarak konuşlandırmıştır. Bu UAV’ler, İsrail’in gaz platformlarını, deniz araçlarını ve stratejik noktalarını hedef alabilecek kapasitededir. Ayrıca, 200 km’den fazla menzile sahip ATMACA anti-gemi füzeleri ve 560 km menzilli yeni nesil balistik füzeler, bölgedeki İsrail’in deniz ve hava unsurlarını doğrudan tehdit etmektedir. Kuzey Kıbrıs’taki füze üsleri, İsrail’in Kudüs, Tel Aviv ve Hifa bölgelerine doğrudan saldırı tehdidinde bulunmaktadır.
Makale, bölgedeki NATO uyumu ve Avrupa Birliği ile ilişkilerin karmaşık haline de değiniyor. Ankara’nın, Avrupa Birliği ile güvenlik işbirliği yapmaya devam etmesi, ancak aynı zamanda bölgedeki askeri varlığını ve uluslararası hukuku ihlal eden hareketlerini sürdürmesi, bölgesel dengeyi sarstığını gösteriyor. Türkiye’nin, NATO içinde tüm üyelerin rızasıyla alınan kararların uygulanmasında yaşanan zorluklar, Kuzey Kıbrıs ve bölgedeki askeri varlıkların, İsrail ve müttefikleri için büyük bir risk oluşturduğunu ortaya koyuyor.
İlaveten, bölgedeki yasa dışı finans ve terör finansmanı faaliyetleri, İran ve Türkiye’nin desteklediği kara para aklama ve terör finansmanı ağlarıyla bağlantılıdır. 2021 ve 2023’te Gazze’de gerçekleştirilen “Guardian of the Walls” ve “Iron Swords” operasyonlarında ele geçirilen belgeler, Hamas ve diğer terör örgütlerinin Kuzey Kıbrıs’ta operasyonel şubeler kurma planlarını ortaya koyuyor. İran Kudüs Gücü hücreleri, Avrupa’daki İsrail hedeflerine saldırı planları yaparken, bölgedeki gizli üsler, casusluk ve kara para aklama faaliyetleriyle de bölgesel istikrarı tehdit ediyor.
Türk kontrolündeki oteller, casinolar, üniversiteler ve limanlar, aynı zamanda casusluk ve istihbarat operasyonlarının gizli merkezleri haline gelmiş durumda. Bu alanlar, Türk güvenlik güçleri ve organize suç örgütleri tarafından yürütülen ‘honey trap’ operasyonlarıyla, uluslararası yetkililere karşı baskı ve şantaj faaliyetleri gerçekleştiriyor. Bu nedenle, Kuzey Kıbrıs’taki mevcut durum, bölgesel ve küresel güvenlik açısından ciddi bir risk unsuru olmaya devam ediyor.
İsrail’in şu anki politikası, Kuzey Kıbrıs’ı özgürleştirmek veya bölgeye askeri müdahalede bulunmak değil, ancak bölgedeki tehditlerin kritik seviyeye ulaşması durumunda, Yunanistan ve Güney Kıbrıs ile koordineli olarak “Poseidon’un Gazabı” isimli kapsamlı bir operasyon planı hazırdır. Bu plan, Türk güçlerinin bölgeden çıkarılmasını, hava savunma sistemlerinin imha edilmesini ve bölgenin uluslararası hukuka uygun olarak yeniden düzenlenmesini içermektedir. Bu, bir olasılık ve önlem planıdır; İsrail, çatışmaya girmeyi amaçlamadan, her zaman hazır olmalıdır. İran’ın nükleer altyapısına yönelik operasyonlar, başlangıçta çok düşük bir olasılık olarak görülüyordu, ancak uygulamaya kondu. Türkiye’nin, Rusya’nın terk ettiği Akkuyu nükleer santral projesi gibi, bölgedeki riskleri göz önüne alarak, bölgesel ve uluslararası güvenlik önlemlerini artırması gerekiyor.
Shay Gal, uluslararası politika, kriz yönetimi ve stratejik iletişim alanında uzman bir isimdir. Güç dinamikleri, jeopolitik strateji ve kamu diplomasisi konularında küresel ölçekte çalışmalar yapmaktadır ve bu unsurların politika yapımına etkisini analiz etmektedir.





