Tatar: Colin Stewart’ın açıklamaları mandasıyla uyumlu değildir
Colin Stewart’ın açıklamaları, Tatar ile ilgili mandasıyla uyumlu değil. Detaylar ve analizler için haberimizi inceleyin.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres’in Kıbrıs Özel Temsilcisi Colin Stewart’ın son açıklamaları, Kıbrıs meselesinde yaşanan ciddi anlaşmazlıkları ve tarafların bakış açılarını net bir biçimde ortaya koymaktadır. Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, bu açıklamaların, BM’nin taraflara eşit mesafede durma sorumluluğu ile uyumlu olmadığını vurgulayarak, uluslararası toplumun ve BM’nin taraflar arasındaki dengeyi gözeten sorumluluğunu hatırlatmıştır. Tatar’ın bu açıklamaları, özellikle Stewart’ın görev süresi sona ermek üzere iken, halkımızın hak ve menfaatlerini yeterince temsil etmediği yönündeki endişelerini de içermektedir.
Kıbrıs Türk tarafı, yıllardır sürdürdüğü açık ve net irade beyanında, iki devletli çözüm vizyonunu benimsemiş ve bunu uluslararası platformlarda defalarca dile getirmiştir. Bu vizyon, Kıbrıs’ta mevcut olan iki ayrı halk, iki demokratik yapı ve iki bağımsız devlet gerçeği temel alınarak şekillendirilmiştir. Kıbrıs’ta kalıcı ve adil bir çözüm, bu gerçekliklerin göz ardı edilmemesiyle mümkündür ve taraflar arasında güvenin tesis edilmesi adına atılan adımlar büyük önem taşımaktadır.
Stewart’ın, Kıbrıs Türk halkının egemen eşitlik ve uluslararası statüsüne dayalı çözüm vizyonunu “ciddiye alınmayan” bir öneri gibi nitelendirmesi, BM misyonunun tarafsızlık ve taraflara eşit mesafede durma ilkeleri ile bağdaşmamaktadır. Cumhurbaşkanımız, halkımız adına bu vizyonu sadece savunmakla kalmamış, aynı zamanda uluslararası muhataplarına en yüksek seviyelerde ileterek, Türkiye’nin verdiği güçlü desteği de ortaya koymuştur. Bu destek, halkımızın meşru ve çağdaş taleplerini koruma ve savunma iradesinin en önemli göstergesidir. Türkiye’nin bu vizyonu sahiplenmesi, halkımızın iradesine ve haklarına yönelik sıkı bir dayanışmanın göstergesidir.
İzolasyon ve Dış Bağımlılık
- Halkımızın yalnızca Türkiye ile sınırlı ticaret yapabilmesine dayalı tecrit politikaları, tarihi ve hukuki bağlamdan koparılmış, gerçeklikten uzak değerlendirmelerdir.
- Bu izolasyon, halkımızın temel insani haklarını engellemekte, ekonomik ve sosyal yaşamını olumsuz yönde etkilemekte ve uluslararası hukuka aykırı şekilde sürdürülebilir olmamaktadır.
- Uluslararası toplum, bu adaletsizliği sona erdirmeli, sürdürülebilir çözüm ve barış ortamını sağlamak adına sorumluluk almalıdır.
Yiğitler–Pile yolunun Rum tarafına kazandırılması ve bu bölgeye araç geçişinin kolaylaştırılması gibi insani talepler, Kıbrıs Türk tarafının yapıcı ve çözüm odaklı girişimlerine rağmen, Rum tarafının egemenlik ve güvenlik endişeleri gerekçe gösterilerek engellenmeye devam etmektedir. Cumhurbaşkanımız, bu konudaki önerilerin, samimi ve yapıcı bir tutumla gündeme getirildiğini ve çözüm iradesinin güçlü bir şekilde ortaya konduğunu belirtmiştir. Rum tarafının, Kiracıköy ve Erenköy gibi bölgelerde KKTC topraklarını transit geçiş güzergahı haline getirme talepleri ise, egemenlik haklarımızı ve güvenliğimizi tehdit ettiği gerekçesiyle reddedilmiştir. Bu tutum, çözüm iradesinin ne kadar güçlü ve kararlı olduğunu göstermektedir.
Türkiye ve Kıbrıs Türk halkının bağları, sadece diplomatik ilişkilerden ibaret değildir. Bu bağlar, ortak mücadele, kültürel yakınlık ve karşılıklı güven üzerine inşa edilmiştir. Türkiye’nin, halkımızın güvenliği, varlığı ve geleceğiyle doğrudan bağlantılı olması, bu ilişkinin temel taşlarıdır. Türkiye’nin verdiği destek, halkımızın iradesini uluslararası arenada güçlü bir şekilde savunabilmesinin en önemli dayanaklarından biridir. Bu bağların, korku ve endişe üzerinden değil, ortak çıkarlar ve tarihi sorumluluklar temelinde değerlendirilmesi gerekir. Bu perspektiften hareketle, iki tarafın da çözüm için samimi ve yapıcı adımlar atması, barış ve istikrarın tesisi açısından kaçınılmazdır.
Seçim süreçlerinde Kıbrıs Türk halkı, her zaman yapıcı ve demokratik tutumunu sürdürmüştür. Cumhurbaşkanımız, halkın haklarını ve geleceğini koruma konusunda kararlı duruşunu ortaya koymuş, temel haklara aykırı adımlara onay vermemiştir. Mevcut statükoyu bir tercih olarak benimsemeyen halkımız, egemenlik, güvenlik ve onurlu gelecek mücadelesini kararlılıkla sürdürmektedir. BM’nin sorumluluğu, taraflar arasında adil ve eşit bir uzlaşı zemini oluşturmaktır; ancak ne yazık ki, bazı yaklaşımlar taraflardan birini dışlayıcı tutumlar sergilemekte, bu da sürecin başarısını olumsuz yönde etkilemektedir.
BM’nin, Mart ve Temmuz 2025’te gerçekleştirilen gayriresmi zirvelere katılım çağrısı, iyi niyet göstergesidir. Ancak, her iki tarafın da egemen eşitliğe ve uluslararası statüye sahip aktörler olarak bu sürece katılması, barış ve istikrarın temelidir. Bu temel ilke benimsenmediği takdirde, başarı şansı düşük kalacaktır. BM, bu sürecin temel taşlarından biri olmalı ve tarafların iradesine saygı göstererek, çözüm odaklı bir yaklaşımı benimsemelidir. Bu bağlamda, Colin Stewart’ın görev süresi, detaylı bir değerlendirmeyi ve yeni temsilcilerin sorumluluklarını şekillendirecek bir rehberlik sağlamaktadır.
Sonuç olarak, Kıbrıs Türk halkı, haklarına, iradesine ve varlığına sahip çıkma kararlılığını sürdürecektir. Bu duruş, sadece geçici gelişmelerin sonucu değil, halkımızın tarihsel birikimi ve meşru mücadelesinin bir sonucudur. Tüm bu gelişmeler, yeni temsilcilerin görevlerini üstlenirken, BM misyonunun bu kararlılığı gözetmesi ve sürece saygı göstermesi, barış ve çözüm ortamının güçlenmesine katkı sağlayacaktır.





